Reklamlar

MİMARLIKTA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK YORUMLARI

Sürdürülebilirlik kavramı, farklı zaman ve koşullarda farklı anlamlar kazanmıştır. Bu sebeple farklı sürdürülebilirlik anlayışları ortaya atılmış ve desteklenmiştir. Bize verilen metinde altı ana başlık altında tartışılmıştır. “Reinterpreting Sustainable Architecture: The Place of Technology” adlı makalede herhangi bir sürdürülebilirlik tartışmasını öne çıkarmak yerine, herbirinin nasıl oluştuğunu, sürdürülebilirliğe uygun olan ya da olmayan yanlarını anlatmak istemiştir. Sürdürülebilirliğin kalışlaştırılmaması gerektiğindden bahsediyor.

  Sürdürülebilirliğin tartışıldığı altı başlıktan birincisi, “Eco-technic” başlığıdır. Bu başlık altında insanı dışarda bırakıp binayı sistem olarak görme vardır. Bilim ve teknolojiye dayanır. Binayı sistem olarak görüp geliştirilebilen, yüksek teknolojiye sahip binalar oluşturmak hedeflenmiştir. 


Teknolojinin çevresel problemleri yöneteceğini ve çözebileceğini düşünmektedirler. Kuramsal politikaların ve bilginin teknolojiyle birlikte kurgulamanın en doğru sürdürülebilirlik olduğunu düşünüyorlar.

İkinci olarak  “Eco-centic” başlığı altında incelenir. Bu mantık dünyayı bir kutsal varlık gibi merkeze koyar. Ekolojiye çok önem verir. Yenilenebilir kaynak kullanımını savunur. Victor Papenak ekonomi ve ekoloji arasındaki ilişkiden bahsetmiştir. Küresel anlamda dünya ve ekoloji için yapılabilecek şeyler ekonomiyi doğrudan etkiler. 


Binaların verimli, yaşanabilir, yakın ve çevrimsel süreçleri olması gerektiğinden bahsediyor. Geridönüşümün büyük öneme sahip olduğu bu mantıkta, Mike Reynolds “Earthships” çalışmasından bahsediyor. Bu çalışmada tamamen geri dönüşüm malzemelerinden inşa edilen bir ev vardır. Bu ev lastiklerden oluşturulmuş ve bazı yerlerinde de cam geri dönüşüm malzemleri kullanılmıştır.

Diğer başlıklardan bir tanesi de “Eco-aesthetic” adı altında inceleniyor. Diğer başlıklarda daha kesin ve katı düşünceler yer alırken bu başlıkta biraz daha öznellik vardır. Sebebi estetiğin öznel bir kavram olmasından kaynaklanıyor. Yeni çağla sosyal ve çevresel anlamda güçlü ilişkilileri olan yapılar olması gerektiğinden bahsediyor. Bireysel düşünce ve ekolojik bilinçle birlikte yeni bir kültür ve medeniyet oluşturmaktan bahsediyor. Bu mantıkta bireysel yaratıcılık ve özgür düşünce vurgulanıyor.

“Eco-cultural” adlı başlıkta evrensel kültürle değil kültürel çeşitlilikle var olan sürdürülebilirlikten bahsediyor. Bu mantıkta en önemli şey bir yerin kendine ait ruhu olmasıdır. Bizlere düşen sorumluluğun evrensel genel kültürleri korumaktır deniyor. Arne Naess kültürel zenginlik ve çeşitliliğin korunması gerektiğini söylüyor. Fenomenoloji kavramı oldukça önemli. 


Çünkü fenomenoloji dediğimiz şey deneyimlerimiz ve kültürü deneyimlerimiz oluşturmaktadır. Bu mantığın en önemli temsilcilerinden birisi Glenn Murcutt isimli mimardır. Temel felsefesi “toprağa hafifçe dokuma” ve bu da Avustralya kıtasının dokusuyla birebir örtüşmektedir.

Beşinci başlık “Eco-medical” ve bu mantıkta kentsel sağlık ve sağlıklı yaşam önemsenmektedir. David Pearson binaların olumsuz ve kötü şekilde tasarlanmasının, sağladığı etkiler sonucunda insanlara stres ve hastalıklar getireceğinden bahsediyor. Hasta bina sendromu olarak adlandırıyor.

Son başlık “Eco-social” mantığıdır. Sosyal hiyerarşinin yapılar üzerindeki yansımasından bahseden bu mantık, sosyal hiyerarşiyi oluşturanın bizler olduğunu ve bundan dolayı çıkacak problemlerin bizler tarafından çözülmesi gerektiğinden bahsediyor.

Sürdürülebilirlik bir plan değil durumdur. Bu yüzden şartlara göre değişebileceğini düşünüyorum. Referans metininde geçen altı mantıktan hiç birini reddetmemek ve şartlara göre en uygununu seçmek ya da bir arada kullanmak gerekiyor. Fakat bu mantıklardan iki tanesinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Birincisi eco-centric ikincisi ise eco-aesthetic. Bütün bu sürdürülebilirlik amacının bulunulan ortama zarar vermeden yapılabilmesi olduğunu düşünüyorum. 


Dünya göz ardı edilemeyecek ve insanların gittikçe daha zarar verdiği bir ortam. Bu zararı en aza indirmek ve bulunulan yeri daha yaşanılır ve sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor. Kullanıcı olarak insan ise bütün bu isteklerin ve oluşumların sorumlusu. Bu yüzden kullanıcıyı önemsememek gibi bir düşünce olamaz diye düşünüyorum.

MİMARLIKTA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK YORUMLARI
Sürdürülebilirlik kavramı, farklı zaman ve koşullarda farklı anlamlar kazanmıştır. Bu sebeple farklı sürdürülebilirlik anlayışları ortaya atılmış ve desteklenmiştir. Bize verilen metinde altı ana başlık altında tartışılmıştır. “Reinterpreting Sustainable Architecture: The Place of Technology” adlı makalede herhangi bir sürdürülebilirlik tartışmasını öne çıkarmak yerine, herbirinin nasıl oluştuğunu, sürdürülebilirliğe uygun olan ya da olmayan yanlarını anlatmak istemiştir. Sürdürülebilirliğin kalışlaştırılmaması gerektiğindden bahsediyor.

Sürdürülebilirliğin tartışıldığı altı başlıktan birincisi, “Eco-technic” başlığıdır. Bu başlık altında insanı dışarda bırakıp binayı sistem olarak görme vardır. Bilim ve teknolojiye dayanır. Binayı sistem olarak görüp geliştirilebilen, yüksek teknolojiye sahip binalar oluşturmak hedeflenmiştir. Teknolojinin çevresel problemleri yöneteceğini ve çözebileceğini düşünmektedirler. Kuramsal politikaların ve bilginin teknolojiyle birlikte kurgulamanın en doğru sürdürülebilirlik olduğunu düşünüyorlar.

İkinci olarak “Eco-centic” başlığı altında incelenir. Bu mantık dünyayı bir kutsal varlık gibi merkeze koyar. Ekolojiye çok önem verir. Yenilenebilir kaynak kullanımını savunur. Victor Papenak ekonomi ve ekoloji arasındaki ilişkiden bahsetmiştir. Küresel anlamda dünya ve ekoloji için yapılabilecek şeyler ekonomiyi doğrudan etkiler. Binaların verimli, yaşanabilir, yakın ve çevrimsel süreçleri olması gerektiğinden bahsediyor. Geridönüşümün büyük öneme sahip olduğu bu mantıkta, Mike Reynolds “Earthships” çalışmasından bahsediyor. Bu çalışmada tamamen geri dönüşüm malzemelerinden inşa edilen bir ev vardır. Bu ev lastiklerden oluşturulmuş ve bazı yerlerinde de cam geri dönüşüm malzemleri kullanılmıştır.

Diğer başlıklardan bir tanesi de “Eco-aesthetic” adı altında inceleniyor. Diğer başlıklarda daha kesin ve katı düşünceler yer alırken bu başlıkta biraz daha öznellik vardır. Sebebi estetiğin öznel bir kavram olmasından kaynaklanıyor. Yeni çağla sosyal ve çevresel anlamda güçlü ilişkilileri olan yapılar olması gerektiğinden bahsediyor. Bireysel düşünce ve ekolojik bilinçle birlikte yeni bir kültür ve medeniyet oluşturmaktan bahsediyor. Bu mantıkta bireysel yaratıcılık ve özgür düşünce vurgulanıyor.

“Eco-cultural” adlı başlıkta evrensel kültürle değil kültürel çeşitlilikle var olan sürdürülebilirlikten bahsediyor. Bu mantıkta en önemli şey bir yerin kendine ait ruhu olmasıdır. Bizlere düşen sorumluluğun evrensel genel kültürleri korumaktır deniyor. Arne Naess kültürel zenginlik ve çeşitliliğin korunması gerektiğini söylüyor. Fenomenoloji kavramı oldukça önemli. Çünkü fenomenoloji dediğimiz şey deneyimlerimiz ve kültürü deneyimlerimiz oluşturmaktadır. Bu mantığın en önemli temsilcilerinden birisi Glenn Murcutt isimli mimardır. Temel felsefesi “toprağa hafifçe dokuma” ve bu da Avustralya kıtasının dokusuyla birebir örtüşmektedir.

Beşinci başlık “Eco-medical” ve bu mantıkta kentsel sağlık ve sağlıklı yaşam önemsenmektedir. David Pearson binaların olumsuz ve kötü şekilde tasarlanmasının, sağladığı etkiler sonucunda insanlara stres ve hastalıklar getireceğinden bahsediyor. Hasta bina sendromu olarak adlandırıyor.

Son başlık “Eco-social” mantığıdır. Sosyal hiyerarşinin yapılar üzerindeki yansımasından bahseden bu mantık, sosyal hiyerarşiyi oluşturanın bizler olduğunu ve bundan dolayı çıkacak problemlerin bizler tarafından çözülmesi gerektiğinden bahsediyor.

Sürdürülebilirlik bir plan değil durumdur. Bu yüzden şartlara göre değişebileceğini düşünüyorum. Referans metininde geçen altı mantıktan hiç birini reddetmemek ve şartlara göre en uygununu seçmek ya da bir arada kullanmak gerekiyor. Fakat bu mantıklardan iki tanesinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Birincisi eco-centric ikincisi ise eco-aesthetic. Bütün bu sürdürülebilirlik amacının bulunulan ortama zarar vermeden yapılabilmesi olduğunu düşünüyorum. Dünya göz ardı edilemeyecek ve insanların gittikçe daha zarar verdiği bir ortam. Bu zararı en aza indirmek ve bulunulan yeri daha yaşanılır ve sürdürülebilir hale getirmek gerekiyor. Kullanıcı olarak insan ise bütün bu isteklerin ve oluşumların sorumlusu. Bu yüzden kullanıcıyı önemsememek gibi bir düşünce olamaz diye düşünüyorum.

Reklamlar