Reklamlar

OKUMANIN TARİHİ

Okumak, hepimizin gerçekleştirdiği bir eylemdir. Fakat çoğumuz nerede, nasıl okuduğumuzu çok sorgulamayız. Bu kitapta farkında olarak ya da olmayarak okurken yaptıklarımızdan, yapılmış olanlardan bahsediyor.

“Yazının bulunmasından yalnızca birkaç yüzyıl,  günümüzden ise yakşalık 6000 yıl önce Mezopotamya’nın unutulmuş bir köşesinde, yazıya dökülmüş sözcükleri çözümleme beceresine sahip az sayıda kişiye (sonraki sayfalarda anlatılacağı üzere) okur değil, yazıcı dendi.”

Kitabın giriş sayfalarında bulunan bu kısımda , okurun gücünü oldukça etkili anlattığını düşünüyorum. Okurun yazılanları yeniden yorumluyor olması, metni yeniden yazması anlamına geliyor. Ya da aynı metnin farklı okurlar için, farklı metinler olduğu anlamını çıkarabiliriz.

Yazar giriş sayfalarında okurun gücünden oldukça fazla bahsetmiştir. Okurun gücü üzerine yazılanlardan bir kısmını paylaşmak isterim. “ Yine de her defasında anlamı kavrayan okurdur. Bir nesne, bir olay ya da bir yerde olası bir okunabilirlik olgusunu fark eden okurdur. Bir işaretler sisteminde anlamın varlığını fark edip, onu çözebilen okur olmaktadır. Bizler ne olduğumuzu ve nerede olduğumuzu görebilmek için sürekli kendimizi ve çevremizi okuyoruz. Okumadan yapamıyoruz. Okumak, neredeyse nefes almak kadar temel bir işlevimiz.”

Diğer bölümlerde okurları incelemeye ve örnekler vermeye devam etmiştir. Bir okur, okuduğu kitabı üzerinden zaman geçtikten sonra tekrar okuduğunda, okuduğu kitapta düşündüklerinin farklı olduğunu, farklı yorumlar oluşturduğunu görür. Bunun sebebi okurun zaman içinde bakış açısının ve birikiminin değişmesidir.

Yazar kendi hikayesiyle devam eder. 16 yaşında bir kitabevinde çalışmaya başlamıştır. Bir öğle arasında Luis Borges adında neredeyse hiç görmeyen bir yazar gelir ve yazardan kendisine boş vakitlerinde kitap okumasını ister. Böylece yazarın okuma kariyeri Luis Borges ile başlamış olur. Daha önce içinden okuyan yazar farklı deneyimler elde ediyordu.

Yazar okumanın tarihini, okuma eylemleri ve okurun güçleri olarak iki bölüme ayırmıştır. İlk olarak okuma eylemleri gölgeleri okumak,sessiz okurlar, belleğin kitabı, okumayı öğrenmek, eksik ilk sayfa, resimleri okumak, size okunması, kitabın biçimi, yalnız başına okuma, okuma üstüne benzetmeler olarak on bölüme ayırmıştır.

GÖLGELERİ OKUMAK

“Okuma gözlerde başlar.Gördüğümüz bir metni duyduğumuz bir metinden daha iyi aklımızda tutabildiğimizi gözlemleyen Cicero «En keskin duyumuz görme duyusudur.» diye yazmıştır. Görmek okumanın temel eylemidir. Gereklidir. Algıladığımız ve görebildiğimiz kadarını  okuruz. Çevremiz için de bu geçerlidir. Baktığımız her şeyi yorumlama gereği duymayız belki ama yorumladığımız her şeyi görürüz. 


“Fransız göz doktoru Emile Javal, gözlerimizin sayfada sıçrayarak dolaştığını fark etmiştir. Bu sıçramalar ya da atlamalar saniyede  üç dört kez ve saniyede 200 derecelik hızla olmaktadır. Gözün sayfa üstündeki hareketinin kendisi değilse de hızı algılamaya müdahale eder ve yalnızca hareketler arasındaki kısa durma anlarında gerçekten “okuruz.”

SESSİZ OKURLAR

“Sözcüklerin yazıya aktarılmaya başlanmasından bu yana sesli okuma olağan okuma biçimi idiyse, eskinin  görkemli kütüphanlerinde okumak nasıl bir şeydi?”

Sessiz okuyan çoğu insan dış dünyadan soyutlanmış, belki de bulunduğu mekandan bile uzak kitabın oluşturduğu düşüncelerdedir. Kimi dogmacılar bu yeni eğilimin farkına vardılar. Onlara göre sessiz okuma göz açıkken düş görmeye yol açıyordu. Bir kilisede kadınlar okumaya çağırılır fakat “dudakları konuşsun ama kulaklar bunu duymasın.” denmiştir. İşte sessiz okuma tam olarak böyledir.

Ortaçağın yarısına dek yazarlar  okurlarının metni yalnızca   göreceklerini değil duyacaklarını da varsaydılar, hatta kendileri sözcükleri bir araya getirirken yüksek sesle söylüyorlardı. Göreceli olarak çok az kişi okuyabildiği için dinletiler yaygındı ve ortaçağ metinlerinin çoğu dinleyenleri bi masala “ kulak vermeye” çağırırlardı. Bu okuma alışkanlıkları deyimlerimizde hala yaşıyor olabilir. Bir mektupta okumuş olsak bile aktarırken ,“duyduğuma göre”, iyi yazılmamış anlamında da, “kulağıma tuhaf geliyor” deyimlerini kullanırız.

“Oysa sessiz okuma  okura kitap ve sözcükler ile kendi arasında kısıtlanmamış bir ilişki kurma olanağı veriyordu. Sözcükler onları seslendirme için geçmesi gerekli süreden kurtulmuş oluyorlardı.”

BELLEĞİN KİTABI

İnsanların sadece okuduklarının aklında kalan kısmı belleğin kitabını oluşturuyor. “Keşfettiğin şey hafıza  için bir çare değil, bir hatırlatıcı.” Bu cümle de belleğin kitabına ulaşmanı sağlayan hatırlatıcılardan bahseder.

OKUMAYI ÖĞRENMEK

Bir toplulukla iletişim kurmak için benimsediği ortak işaretleri bilmeliyiz. Çocuklar okumayı, annelerinin ya da dadılarının okuma kitapları ya da alfabe sayfalarından okuduklarını tekrar ederek öğrenmişlerdir. Bazı dönemlerde okuma maddi durumla ilgiliydi. Zengin ailelerin çocukları özel eğitim alarak okumayı öğreniyorlardı. Okuma, yalnızca belli bir kesim için geçerliydi.

EKSİK İLK SAYFA

“ Alegorik anlatımlar okumayı başaramamanın öyküsünü anlatır.”diyen Paul de Man, hiçbir okumanın son okuma olamayacağını belirtmek istemiştir.

RESİMLERİ OKUMAK

“Bir resme tapınmak ayrı bir şey, resimler aracılığıyla dini bir öyküyü derinliği ile kavramak başka bir şeydir.Yazının okura sunduğu resimler okur yazar olmayanlara, yalnızca gözleriyle görebilenlere sunar.” Bu alıntıdan da anlaşılabildiği üzere, herhangi bir yerdeki resimlere bakmak onu anlamaya ya da okumaya yetmez.

SİZE OKUNMASI

“Birinin size okuması, kendi başınıza okuduğunuz zaman duyulmayacak tepkileriniz için sırdaş bir dinleyici bulur.” Okurken tonlamalar ya da duraklamalar birinin okuma üzerindeki algılarını açıklar. Okuduğunuzu dinleyen kişi ister istemez algılarınıza sırdaş olur.

OKURUN GÜCÜ

Kitapta daha sonra okurun gücünü on başlık altında incelemiştir. Bu başlıklar başlangıç, evreni sınıflandıranlar, geleceği okumak, simgesel okur, duvarlar arasında okumak, kitap hırsızlığı, okur olarak yazar,okur olarak çevirmen, okuma yasağı, kitap budalasıdır.

Okumak, hepimizin gerçekleştirdiği bir eylemdir. Fakat çoğumuz nerede, nasıl okuduğumuzu çok sorgulamayız. Bu kitapta farkında olarak ya da olmayarak okurken yaptıklarımızdan, yapılmış olanlardan bahsediyor.

“Yazının bulunmasından yalnızca birkaç yüzyıl, günümüzden ise yakşalık 6000 yıl önce Mezopotamya’nın unutulmuş bir köşesinde, yazıya dökülmüş sözcükleri çözümleme beceresine sahip az sayıda kişiye (sonraki sayfalarda anlatılacağı üzere) okur değil, yazıcı dendi.”

Kitabın giriş sayfalarında bulunan bu kısımda , okurun gücünü oldukça etkili anlattığını düşünüyorum. Okurun yazılanları yeniden yorumluyor olması, metni yeniden yazması anlamına geliyor. Ya da aynı metnin farklı okurlar için, farklı metinler olduğu anlamını çıkarabiliriz.

Yazar giriş sayfalarında okurun gücünden oldukça fazla bahsetmiştir. Okurun gücü üzerine yazılanlardan bir kısmını paylaşmak isterim. “ Yine de her defasında anlamı kavrayan okurdur. Bir nesne, bir olay ya da bir yerde olası bir okunabilirlik olgusunu fark eden okurdur. Bir işaretler sisteminde anlamın varlığını fark edip, onu çözebilen okur olmaktadır. Bizler ne olduğumuzu ve nerede olduğumuzu görebilmek için sürekli kendimizi ve çevremizi okuyoruz. Okumadan yapamıyoruz. Okumak, neredeyse nefes almak kadar temel bir işlevimiz.”

Diğer bölümlerde okurları incelemeye ve örnekler vermeye devam etmiştir. Bir okur, okuduğu kitabı üzerinden zaman geçtikten sonra tekrar okuduğunda, okuduğu kitapta düşündüklerinin farklı olduğunu, farklı yorumlar oluşturduğunu görür. Bunun sebebi okurun zaman içinde bakış açısının ve birikiminin değişmesidir.

Yazar kendi hikayesiyle devam eder. 16 yaşında bir kitabevinde çalışmaya başlamıştır. Bir öğle arasında Luis Borges adında neredeyse hiç görmeyen bir yazar gelir ve yazardan kendisine boş vakitlerinde kitap okumasını ister. Böylece yazarın okuma kariyeri Luis Borges ile başlamış olur. Daha önce içinden okuyan yazar farklı deneyimler elde ediyordu.

Yazar okumanın tarihini, okuma eylemleri ve okurun güçleri olarak iki bölüme ayırmıştır. İlk olarak okuma eylemleri gölgeleri okumak,sessiz okurlar, belleğin kitabı, okumayı öğrenmek, eksik ilk sayfa, resimleri okumak, size okunması, kitabın biçimi, yalnız başına okuma, okuma üstüne benzetmeler olarak on bölüme ayırmıştır.

GÖLGELERİ OKUMAK

“Okuma gözlerde başlar.Gördüğümüz bir metni duyduğumuz bir metinden daha iyi aklımızda tutabildiğimizi gözlemleyen Cicero «En keskin duyumuz görme duyusudur.» diye yazmıştır. Görmek okumanın temel eylemidir. Gereklidir. Algıladığımız ve görebildiğimiz kadarını okuruz. Çevremiz için de bu geçerlidir. Baktığımız her şeyi yorumlama gereği duymayız belki ama yorumladığımız her şeyi görürüz. “Fransız göz doktoru Emile Javal, gözlerimizin sayfada sıçrayarak dolaştığını fark etmiştir. Bu sıçramalar ya da atlamalar saniyede üç dört kez ve saniyede 200 derecelik hızla olmaktadır. Gözün sayfa üstündeki hareketinin kendisi değilse de hızı algılamaya müdahale eder ve yalnızca hareketler arasındaki kısa durma anlarında gerçekten “okuruz.”

SESSİZ OKURLAR

“Sözcüklerin yazıya aktarılmaya başlanmasından bu yana sesli okuma olağan okuma biçimi idiyse, eskinin görkemli kütüphanlerinde okumak nasıl bir şeydi?”

Sessiz okuyan çoğu insan dış dünyadan soyutlanmış, belki de bulunduğu mekandan bile uzak kitabın oluşturduğu düşüncelerdedir. Kimi dogmacılar bu yeni eğilimin farkına vardılar. Onlara göre sessiz okuma göz açıkken düş görmeye yol açıyordu. Bir kilisede kadınlar okumaya çağırılır fakat “dudakları konuşsun ama kulaklar bunu duymasın.” denmiştir. İşte sessiz okuma tam olarak böyledir.

Ortaçağın yarısına dek yazarlar okurlarının metni yalnızca göreceklerini değil duyacaklarını da varsaydılar, hatta kendileri sözcükleri bir araya getirirken yüksek sesle söylüyorlardı. Göreceli olarak çok az kişi okuyabildiği için dinletiler yaygındı ve ortaçağ metinlerinin çoğu dinleyenleri bi masala “ kulak vermeye” çağırırlardı. Bu okuma alışkanlıkları deyimlerimizde hala yaşıyor olabilir. Bir mektupta okumuş olsak bile aktarırken ,“duyduğuma göre”, iyi yazılmamış anlamında da, “kulağıma tuhaf geliyor” deyimlerini kullanırız.

“Oysa sessiz okuma okura kitap ve sözcükler ile kendi arasında kısıtlanmamış bir ilişki kurma olanağı veriyordu. Sözcükler onları seslendirme için geçmesi gerekli süreden kurtulmuş oluyorlardı.”

BELLEĞİN KİTABI

İnsanların sadece okuduklarının aklında kalan kısmı belleğin kitabını oluşturuyor. “Keşfettiğin şey hafıza için bir çare değil, bir hatırlatıcı.” Bu cümle de belleğin kitabına ulaşmanı sağlayan hatırlatıcılardan bahseder.

OKUMAYI ÖĞRENMEK

Bir toplulukla iletişim kurmak için benimsediği ortak işaretleri bilmeliyiz. Çocuklar okumayı, annelerinin ya da dadılarının okuma kitapları ya da alfabe sayfalarından okuduklarını tekrar ederek öğrenmişlerdir. Bazı dönemlerde okuma maddi durumla ilgiliydi. Zengin ailelerin çocukları özel eğitim alarak okumayı öğreniyorlardı. Okuma, yalnızca belli bir kesim için geçerliydi.

EKSİK İLK SAYFA

“ Alegorik anlatımlar okumayı başaramamanın öyküsünü anlatır.”diyen Paul de Man, hiçbir okumanın son okuma olamayacağını belirtmek istemiştir.

RESİMLERİ OKUMAK

“Bir resme tapınmak ayrı bir şey, resimler aracılığıyla dini bir öyküyü derinliği ile kavramak başka bir şeydir.Yazının okura sunduğu resimler okur yazar olmayanlara, yalnızca gözleriyle görebilenlere sunar.” Bu alıntıdan da anlaşılabildiği üzere, herhangi bir yerdeki resimlere bakmak onu anlamaya ya da okumaya yetmez.

SİZE OKUNMASI

“Birinin size okuması, kendi başınıza okuduğunuz zaman duyulmayacak tepkileriniz için sırdaş bir dinleyici bulur.” Okurken tonlamalar ya da duraklamalar birinin okuma üzerindeki algılarını açıklar. Okuduğunuzu dinleyen kişi ister istemez algılarınıza sırdaş olur.

OKURUN GÜCÜ

Kitapta daha sonra okurun gücünü on başlık altında incelemiştir. Bu başlıklar başlangıç, evreni sınıflandıranlar, geleceği okumak, simgesel okur, duvarlar arasında okumak, kitap hırsızlığı, okur olarak yazar,okur olarak çevirmen, okuma yasağı, kitap budalasıdır.
Reklamlar