Reklamlar

PERMAKÜLTÜR ÜZERİNE…

İkinci sınıfın ikinci dönem projesinde karşılaştığım bu kavramı kendimce aktarmak istedim. Permakültür  kendi içerisinde bir dengesi olan, kendi kendine yeten, atık üretmeyen, kendi kendini döndüren sistemlerdir. Dayanışma ve çeşitliliğe pratik bir anlam, üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımıdır.  Bana göre permakültür sürdürülebilirliğin yaşamımız üzerindeki ismidir.

Permakültür yaşam ve yerleşimimizi sürdürülebilir ve bütünsel tasarlama bilimidir. Bill Mollison kitabında sıraladığı üç etik ilkesi:

 

Yeryüzüne Özen Gösterme
Bütün yaşam sistemlerinin, canlı cansız bütün varlıkların devamı ve çoğalması için gerekli koşulları sağlamak.

İnsanlara Özen Gösterme
İnsanların gıda, barınak, eğitim, tatmin edici iş ve keyifli insan ilişkilerine sahip olarak sağlıklı bir şekilde var olmaları için gerekli kaynaklara ulaşmalarını sağlamak.

Nüfus ve Tüketime Sınır Getirme / Üretim Fazlasının Paylaştırılması
Kendi ihtiyaçlarımızı kontrol altına alarak yukarıdaki ilkeleri desteklemek için kaynak ayırmak. Zaman, para veya enerji cinsinden olabilecek bu fazla kaynakları birinci ve ikinci ilkelerin gerçekleştirilmesi için kullanmak, ihtiyacı olanlarla paylaşmak, yani dünyaya geri vermek.

 

Permakültür aslında hayatımızda yer alan bir durumdur.   Köylerde yaşayan insanlarımız zaten bu konunun çoğuna hakim diye düşünüyorum. Özellikle tarım ile  ilgili olan bölümüne. Çünkü üretimi tohumdan başlatıyorlar, yetiştiriyorlar ve gerektiğinde tekrar tohum elde ediyorlar. Hayvanlarının gübresini ihtiyaç olduğunda tarımda, ihtiyaç olduğunda ise  ısınmada kullanıyorlar. Yani üretimleri hiç bitmiyor aslında. Tükettikleri her şeyi üretime başarıyla çeviriyolar.

Günümüz şartlarında, apartman hayatı yaşayan insanlar olarak,  kendimizce kompost alanları oluşturarak, elektrik kontrollerimizi yaparak , hatta belki kendi elektriğimizi üreterek permakültürün bir parçası olabiliriz. Böylece hep tüketimin değil, üretimin de bir parçası olmuş oluruz.

 

İkinci sınıfın ikinci dönem projesinde karşılaştığım bu kavramı kendimce aktarmak istedim. Permakültür kendi içerisinde bir dengesi olan, kendi kendine yeten, atık üretmeyen, kendi kendini döndüren sistemlerdir. Dayanışma ve çeşitliliğe pratik bir anlam, üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımıdır. Bana göre permakültür sürdürülebilirliğin yaşamımız üzerindeki ismidir.

Permakültür yaşam ve yerleşimimizi sürdürülebilir ve bütünsel tasarlama bilimidir. Bill Mollison kitabında sıraladığı üç etik ilkesi:



Yeryüzüne Özen Gösterme
Bütün yaşam sistemlerinin, canlı cansız bütün varlıkların devamı ve çoğalması için gerekli koşulları sağlamak.

İnsanlara Özen Gösterme
İnsanların gıda, barınak, eğitim, tatmin edici iş ve keyifli insan ilişkilerine sahip olarak sağlıklı bir şekilde var olmaları için gerekli kaynaklara ulaşmalarını sağlamak.

Nüfus ve Tüketime Sınır Getirme / Üretim Fazlasının Paylaştırılması
Kendi ihtiyaçlarımızı kontrol altına alarak yukarıdaki ilkeleri desteklemek için kaynak ayırmak. Zaman, para veya enerji cinsinden olabilecek bu fazla kaynakları birinci ve ikinci ilkelerin gerçekleştirilmesi için kullanmak, ihtiyacı olanlarla paylaşmak, yani dünyaya geri vermek.



Permakültür aslında hayatımızda yer alan bir durumdur. Köylerde yaşayan insanlarımız zaten bu konunun çoğuna hakim diye düşünüyorum. Özellikle tarım ile ilgili olan bölümüne. Çünkü üretimi tohumdan başlatıyorlar, yetiştiriyorlar ve gerektiğinde tekrar tohum elde ediyorlar. Hayvanlarının gübresini ihtiyaç olduğunda tarımda, ihtiyaç olduğunda ise ısınmada kullanıyorlar. Yani üretimleri hiç bitmiyor aslında. Tükettikleri her şeyi üretime başarıyla çeviriyolar.

Günümüz şartlarında, apartman hayatı yaşayan insanlar olarak, kendimizce kompost alanları oluşturarak, elektrik kontrollerimizi yaparak , hatta belki kendi elektriğimizi üreterek permakültürün bir parçası olabiliriz. Böylece hep tüketimin değil, üretimin de bir parçası olmuş oluruz.
Reklamlar